Acısını çeken başkaları, saltanatı süren sizlersiniz.
12 Eylül darbesiyle zindanlar dolup taşarken, insanlar işkencelerde, faili meçhullerde, idam sehpalarında can verirken sizler devlet eliyle desteklendiniz.
Kılınıza dokunan olmadı. Korunup, kollandınız bu günlere geldiniz. Şimdi kalkmış o günlerin acılarını yüreklerinde, işkence izlerini bedenlerinde taşıyan hayatları çalınmış, gelecekleri yok edilmiş on binlerce insanın duygularını istismar ediyorsunuz.
Bizde yaşadık diyorsunuz, ne yaşadınız Sayın Başbakan? İşkenceler mi gördünüz, çocuklarınız mı kurşunlandı gözlerinizin önünde. Gecenin bir yarısı kapınızı çalan devlet görevlileri, babanızı, ağabeyinizi , kardeşinizi mi aldı götürdüler, Günlerce nezarethane kapılarında yakınlarınızı mı aradınız.
Yapmayın Sayın Başbakan yazıktır, günahtır… Acılar üzerinden politika yapılmaz. İnsanların yüreklerini kanatan geçmiş istismar edilmez.
Darbecileri yargılamak istiyorsanız, ana muhalefet ve muhalefet partilerinin teklifine neden sırt çevirdiniz? Geçici 15 maddenin kaldırılması ile darbecilerin yargılanamayacağını sokaktaki çocuk bile biliyor artık…
Hukuktan bahsediyorsunuz, bağımsız yargıdan bahsediyorsunuz ama beğenmediğiniz yargı kararlarında mahkemelere, hâkimlere saldırıyorsunuz. Bu nasıl bir hukuk anlayışı?
Yargılamaları devam eden insanları suçlu ilan ediyorsunuz, bu nasıl adalet anlayışı? Mahkemeler sizlerin istediği gibi kararlar alınca yaşasın adalet, istemediğiniz kararlar alınca vesayet altında bu nasıl mantık?
Konuşmaya gelince güzel konuşuyorsunuz da, icraat yok Sayın Başbakan. Bu halk size inanmıyor artık. Bir söz var bilirsiniz… Laf’a değil yaptığı işe bakılır insanın…
Yapmaya çalıştığınız şey darbecileri yargılamak değil, Anayasa Mahkemesinin yapısını değiştirmek ve yüksek yargıyı şekillendirmek…
Neden mi? İçinizdeki Yüce Divan korkusu… Bu halk, referandumda evet dediği zaman darbecilerin yargılanamayacağını, ancak hayır dediği zaman size yüce divan yolu açılacağını biliyor…
Bu nedenle hayırda hayır vardır diyerek. Hayır, oyu verecektir…